15 Ocak 2009 Perşembe

Kriz nasıl başladı, Türkiye'ye nasıl ulaştı


Geçtiğimiz yılın yaz aylarında Amerikan konut kredileri (mortgage) ve vasıfsız kredi (subprime credit) piyasalarında başgösteren “çalkantılar”, gittikçe şiddetlenen salınımlar halinde “küresel bir krize” dönüştü. O günlerden bu yana, Amerika’da Bear Sterns, İngiltere’de Northern Rock bankalarının 2008’in bahar aylarındaki kurtarma operasyonlarını Freddie Mac ve Fannie Mae adlı sigorta/yatırım şirketlerinin fon idaresinin kamulaştırılması izledi. Söz konusu müdahalenin bedeli 5 trilyon dolar olarak ölçülmekteydi. Tam düzlüğe çıkılmış, borsalar “krizi atlattık” sloganlarıyla coşku içerisine sürüklenmişken, bu sefer de 150 yıllık yatırım şirketi Lehman Brothers ve Merryl Lynch’in iflası haberleri ortalığı alt üst etti

Eylül ayının ortasında Lehman Brothers'ın iflasıyla şiddetlenen küresel ekonomik kriz Türkiye'yi ilk kez ekim ayında ciddi bir şekilde etkilemeye başlamıştı. Krizin ilk sinyali ekim ayında uzun bir dönem sonra ilk kez yüzde 1.87 oranında gerileyen ihracattan geldi. Türkiye ekonomisindeki yavaşlama nedeniyle eylül ayında işsizlik oranı bir puan artarak yüzde 10.3'e çıkarken işsiz sayısı da 295 bin kişi artışla 2 milyon 548 bine çıktı. Ekim ayı ise küresel krizin ilk etkilerinin hissedildiği ay olması itibarıyla özel bir önem taşıyor. Uzmanlar işten çıkarmaların kasım ve aralık aylarında yoğunlaştığına dikkat çekerek, işsizlikteki asıl sıçramanın kasım ve aralık aylarında yaşanacağını vurguluyor. Daha önce açıklanan sanayide kapasite kullanım verileri bu istatistiğin derlendiği 1991 yılından bu yana en düşük seviyeye inerek alarm vermişti. İhracatın da kasım ayında yüzde 22, aralık ayında ise yüzde 25 düşmesi dış pazarda da talebin durduğunu göstermesi açısından önem taşıyor..

Bu geri dönüşler bana, aşağıdaki çok bilinen fıkrayı hatırlattı.

Adamın biri lokantanın camında şöyle bir ilan görür: "İstediğiniz kadar yiyin. Hesabı torununuz ödesin." Adam bedavayı çok sevdiği için merak edip içeri girer.Bir masaya oturup garsonu bekler. Bir süre sonra garson adam yanına gelir. Adam yemek siparişi vermeden önce merakını gidermek için camda yazan ödeme işinin nasıl olduğunu sorar.


Garson açıklama yapar: "Biz bu işi yüzyıldır yapıyoruz efendim. Daha sonra torununuzu buluyoruz ve yediğiniz yemeğin ücretini torununuzdan tahsil ediyoruz." cevabını verir. Garsonun açıklaması adamın hoşuna gider.

Oturduğu masada kendisine bir güzel ziyafet çeker. Masasından kalkmak için doğrulacağı sırada garson yanına gelerek önüne tabak içinde bir fatura bırakır. Adam tabii şaşırır: "Bu fatura nedir yahu, hani hesabı torunum ödeyecekti?" diye sorar. Garson adamın yüzüne gülerek şöyle der: "Efendim, hesabı torununuz ödeyecek. Ama bu dedenizin hesabı!"